Said Nursî

Aşağa gitmek

220810

Mesaj 

Said Nursî





Said Nursî, (Bediüzzaman Said Nursî, nüfus kaydında Sait Okur) (d. 5 Ocak - 12 Mart 1878 , Hizan, Bitlis - ö. 23 Mart 1960, Şanlıurfa) İslam âlimi ve filozofu, Risale-i Nur Külliyatı'nın yazarı ve Nur Cemaatinin üstadı. Yaşadığı dönemin İslam uleması tarafından verilen "Bediüzzaman" -zamanın en iyisi- lakabı, zamanla çağdaş ve fikirdaşlarınca ismiyle beraber anılarak, Bediüzzaman Said Nursî şeklinde söylenmiştir.
avatar
yabangülüm
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 12
Kayıt tarihi : 03/07/10

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Bu yazıyı burda paylaş : diggdeliciousredditstumbleuponslashdotyahoogooglelive

Said Nursî :: Yorum

avatar

Mesaj Bir Paz Ağus. 22, 2010 1:08 pm tarafından yabangülüm

Hicri 13. asrın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi, 1960 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşana kadar, bütün ömrünü insanları Allah'a iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet ederek geçirmiştir. Bu uğurda çok fazla eziyet görmüş, ancak o, yaşadığı hayattan her zaman razı olmuş ve başına gelen her zorluğu büyük bir tevekkülle, sabırla, neşeyle karşılamıştır. Bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman'ın Allah'a olan coşkulu sevgisini, derin imanını ve Allah'ın dinine olan bağlılığını açıkça ortaya koyan çok hikmetli öğütlerle doludur. Bu sitenin amaçlarından biri, bu kıymetli insanın yaptığı açıklamaların ve verdiği örneklerin, tüm Müslümanlara rehber olmasında bir vesile olmaktır.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

avatar

Mesaj Bir Salı Ağus. 24, 2010 5:18 pm tarafından Yabangülünün çiçeği

''Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır.''
said nursi

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

avatar

Mesaj Bir Salı Ağus. 24, 2010 5:18 pm tarafından Yabangülünün çiçeği

''Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz. Âlem-i şehadetteki insanlara inşikak-ı Kamer, bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M.) olduğu gibi, mi'rac dahi âlem-i melekûttaki melaike ve ruhaniyata karşı bir mu'cize-i kübra-yı Ahmediyedir ki; nübüvvetinin velayeti bu keramet-i bahire ile isbat edilmiştir ve o parlak zât, berk ve Kamer gibi melekûtta şu'le-feşan olmuştur.''

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

avatar

Mesaj Bir Salı Ağus. 24, 2010 5:20 pm tarafından Yabangülünün çiçeği

"Bana, 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar.

Farkında değilim; karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evladım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor.

O yangını söndürmeye, îmanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var?

O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!.. "

Said Nursi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

avatar

Mesaj Bir Salı Ağus. 24, 2010 5:21 pm tarafından Yabangülünün çiçeği

Deme Sakın Zaman Değişmiş Asır Başkalaşmış...


Ey nefsim!.. Deme, ‘Zaman değişmiş, asır başkalaşmış; herkes dünya ya dalmış,
hayata perestiş eder,
hayata aşırı şekilde bağlanmış, geçim derdiyle sarhoştur.
’ Çünkü, ölüm değişmiyor; ayrılık, ebediyete dönüşüp, başkalaşmıyor.
İnsanın aczi, insanın fakrı değişmiyor; ziyadeleşiyor, artıyor.
İnsanların yolculuğu kesilmiyor, sürat ve hız kazanıyor.


Hem deme, ‘Ben de herkes gibiyim.’
Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibet ve kötülükte beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassız ve geçersizdir.


Hem kendini başıboş zannetme!.. Zira bizlerin geçici evi sayılan şu misafirhaneyi
dünyada nazarı hikmetle ( baktığını gören gördüğünü anlamlandıran şekilde) baksan ;
hiçbir şeyi gayesiz nizamsız başıboş göremezsin;
Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

avatar

Mesaj Bir Salı Ağus. 24, 2010 5:24 pm tarafından Yabangülünün çiçeği


Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü, ben nefsimi herkesten ziyâde nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim "Sekiz Söz"ü, biraz uzunca, nefsime demiştim. Şimdi, kısaca ve avâm lisânıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisân-ı haliyle vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:
Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabîle reisinin ismini alsın ve himâyesine girsin -tâ şakîlerin şerrinden kurtulup, hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.

1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

2 Ve sâdece Ondan yardım dileriz.

3 Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Efendimiz Muhammed’e (a.s.m.), onun bütün âl ve asâbına salât ve selâm olsun.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

avatar

Mesaj Bir Salı Ağus. 24, 2010 5:25 pm tarafından Yabangülünün çiçeği

İşte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevâzi idi; diğeri mağrur. Mütevâzii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıü’t-tarîka rast gelse, der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim." Şakî def’ olur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nâm ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Dâimâ titrer, dâimâ dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu.
İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Mâdem öyledir, şu sahrânın Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.
Evet, bu kelime öyle mübârek bir defînedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabt edip, Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet nâmına hareket eder. Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun nâmına, devlet nâmına der. Her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: "Bütün mevcudât lisân-ı hal ile, ’Bismillâh’ der." Öyle mi?
Evet. Nasıl ki, görsen; bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi nâmiyle, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet nâmına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.
Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakkın nâmına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç "Bismillâh" der; hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Her bir bostan, "Bismillâh" der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.
Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar "Bismillâh" der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf, âb-ı hayat gibi bir gıdâyı takdim ediyorlar.
Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları "Bismillâh" der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. "Allah nâmına, Rahmân nâmına" der; her şey ona musahhar olur.
Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor. Ve diyor ki: "En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-i Mûsâ (a.s.) gibi,

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

avatar

Mesaj Bir Salı Ağus. 24, 2010 5:26 pm tarafından Yabangülünün çiçeği

emrine imtisâl ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrâhim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı, âyetini okuyorlar."


Mâdem herşey mânen, "Bismillâh" der, Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi, "Bismillâh" demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gàfil insanlardan almamalıyız.
Suâl: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba, asıl mal sahibi olan Allah ne fiat istiyor?
Elcevap: Evet, o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise, üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
Başta "Bismillâh" zikirdir. Ahirde "Elhamdülillâh" şükürdür. Ortada, bu kıymettar hârika-i san’at olan ni’metler Ehad, Samed’in mu’cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zâhirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikiyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah nâmına başla, Allah nâmına işle, vesselâm.

"Asânı taşa vur!" dedik. (Bakara Sûresi: 60.)

Ey ateş! Serin ve selâmetli ol. (Enbiyâ Sûresi: 69.)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz